ÖZLENEN SİVEREK...
Dr. Fahriye Yonca AYAS (MEZOPOTAMYA PRENSESİ)

ÖZLENEN SİVEREK...

Bu içerik 2786 kez okundu.

Uzun süredir sana yazmıyordum Siverek; gündelik telaşlar mı desek ucundan acılar mı?
Uzun süredir sana yazmıyordum Siverek derken; unuttuğumdan değil Karacadağ eteklerini ya da Siverek' ten yükselen zılgıt seslerini…

Bazen sevgiliden de uzak kalır ya insan, hani bir hasretin türküsünde kalbine saklanır…
Bu sana yazmadığım süreçte sana geldim Siverek; kısacık bir an için de olsa havanı kokladım; iki lokma aşını tattım…
Urfa 'da konakladım bir iki gece; bir iki dosta rastladım…
Biliyor musun ben çocukluğumda görüp de senin karakaşlı kara saçlı kadınlarında çok özendiğim o hızmadan taktım; bir tane de Urfa' dan satın aldım…
Şimdi piercing diyorlar ya yalan vallahi yalan; onun adı hızma be canım Siverek hızma…
Karacadağ' a bakış atarken kınalı kuzuları güden hızmalı kızlarını; Siverek 'te yaşadığım 23 Nisan bayramlarını; 29 Ekim kutlamalarını, toyları, halayları; yaslarda bileziklerine mendil bağlayan kadınları anımsadım…
Kadim toprağım baba vatanım Siverek;
İnce bir sızı mısın şimdi yüreğimde?
Yoksa bir türkü müsün söylenmeyi bekleyen dilimde?
Dedemin mavi gözlerinde bir ışık; adını aldığım babaannemin bohçasındaki renkli yazma misali uzaklaştıkça anımsadığım çocukluğum….
Sana yazınca hatırladım bu yazmaları ben daha önce de anlatmıştım:
'' BEN BİR YAZMA OYASI
Yeni bir güne uyandım. Kendimi babaannem Fahriye'nin eyiz sandığının en değerli yazmasının oyası gibi hissederekten. Ya da annemin neredeyse bir asır kadar önce ölmüş teyzesi Hatice' nin renkli şeker kağıtlarından yaptığı çevrenin en parlak parçası. Bir görseniz o şeker kağıtlarını. Çocukluğumun en renkli anılarındandır. Nasıl bir emek ve özen. Önce o dönemde az bulunan o renkli kağıtlar toplanmış sanırım; sonra onlar tek tek bükülmüş ve yapılan çevrenin oyaları arasına yerleştirilmiş. Çocukluğumda beyaz bir tülbendin çevresinde idiler; yıllar geçti tülbent sarardı kağıtlar hala şıkırım şıkır. Şimdi mi? Şimdi ise çimen yeşili bir yazmanın çevresinde aile yadigarı çeyiz sandığımın içinde şıkırdıyor. 
Bu sandık meselesi de çok önemli bakınız. Bir yere taşınırım; sandığı köşede göremezsem o ev benim değildir. Ne de olsa annemin teyzesi kullanmış; akraba olduklarından arada babaannem evlenirken almış; yine galiba anneanneme geçmiş eh annemin tek kızıyım ve belki de iki tarafın ortak torunuyum diye şimdi de bende.
Sabah uyanmalarından nerelere geldik. Bu sandığa sonra bir yazıda dönelim de şu kendini oya ya da şeker kağıdı hissetmelere gelelim…….
Kim bilir belki de hayata başka bir bakıştır; büyük teyzem Hatice' nin kağıtları büken sabrı, direnci hayatımı bir oya gibi işleme ve kendi renklerimi dışarı vurabilme yeteneği bende de vardır. Belki de ucundan kenarından doğduğum doğu topraklarının hayata ve kadere inanışı; bakışı sükuneti ve DURUŞU bana da işlemiştir. 
Olamaz mı?
Eh zaten adım da MEZOPOTAMYA PRENSESİ ya…
Yeni bir güne uyandım; kendimi babaannemin en değerli yazmasının oyaları gibi bilerekten…''
14.3.2007 06.15 evvel zamanında yazılmış satırlar…
Ve ben hala yazma takmakta; hala pazenden elbiselerimi her giydiğimde yek bibim tarafından Siverek terzisine diktirilmiş pembe güllü fistanımı anmakta. 
Ve sen boncuk gözlü güzellerin gibi Karacadağ eteklerinde salınan; giderek kendine özel giderek kendine has olmakta sende yaratılmaya çalışılan fırtınalara karşın özünü sözünü korumakta.
Ve ben hala senin tarlalarında yetişen buğday parası ile alınmış 40 yıllık Cumhuriyet altınım boynumda; soran tüm yabancılara Anadolu'yu ve altınımın üstünde resmi olan mavi gözlü adamı heyecanla anlatmakta.
Ve ben hala sana uzak sana hasret; kavuşmayı bekleyen aşık gibi vuslat anına gün saymakta…
Her hasret bitermiş Siverek...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Siverek'te insanlığın ölmediğinin fotoğrafı
Siverek'te insanlığın ölmediğinin fotoğrafı
Kent ormanında çalışmalar sürüyor
Kent ormanında çalışmalar sürüyor