Advert
DEĞİŞİM
Kemal Siyahhan

DEĞİŞİM

Bu içerik 842 kez okundu.

Büyük aile olmak, yaşanılan yerleşim yerine göre varlıklı olmak yıllar yıllar önce önemsizdi … Zengin ve fakirin aynı sokakta yaşadığı, yardımlaşmanın olağan sayıldığı zamanlara ayna tutmak geldi içimden. Yer Siverek…

70’li yıllar evlerde buzdolabı yok, fazlaca yapılan yemekler yoksul komşularla paylaşılırdı. Akşamları zengin ya da yoksul komşular birbirlerini ziyarete giderlerdi, anlatılan masallar çocukların belleginde hiç kaybolmamacasına yerleşirdi. Asıl ilginç olan her defasında aynı masalı dinleseler bile bıkmazdı  çocuklar çünkü önemsenmenin ve sevginin o sözcüklerde olduğunu bilirlerdi. Televizyon yok, gösteriş yok, yalnızca dokunmak vardı o dönemlerde…

Çocuklar ne çok anı biriktirdiler o günlere dair… Giyilen lastik tokalı ayakkabılar dışında bozulan yünlü giysilerin ipleriyle yeniden örülen kazak ve pantlonları giyerlerdi, çoğu zaman varlıklı olunsa da böyleydi çünkü gösteriş ayıptı, israf günahtı.  Çorapsız giyilen lastik tokalı ayakkabıların aralıklarına sızan güneş ışınlarıyla ayakkabıların şekli yanık ayaklarda çıkardı sonraları kapalı siyah lastik ayakkabılar müthişti, Sümerbank ayakkabıları geldi ki onlar lüks sayılırdı…

Yardım istemeye gelen çarçaflı kadınlar olurdu, onlara para yerine evde ekşi maya ile hazırlanmış ve fırında pişirilmiş ekmekten bir parça verilirdi. Türlü dualarla ekmeği alıp giderdi o yoksul kadınlar…

Rahmetli dedem ilginç bir adamdı, ilk ve orta okul sularında onun odasında divanda uyurdum. Gece saat üç olduğunda kalkıp sabah ezanına kadar zikreder Allah’ı çağırıp dua ederdi. Gecenin o saatinde uyurken onun trans hallerine alışkındım. Manifatura dükkanı vardı heryıl Ramazan ayının bir gecesinde dükkanda olan pazen divitin patiska ve daha diğer tekstil ürünlerini geç saatlere kadar beşer metre şeklinde kesip mavi çarçaflar içine koyup eve gönderir ertesi sabah fakirlere dağıtılması talimatını verirdi sonra da tekrar İstanbul ve Gaziantep’ten mağazanın boşalan raflarına mal alıp koyardı. Lastik ayakkabımın kopçası kopunca yanına giderdim, yeni ayakkabı alsın diye boynumu bükerdim. Ayakkabının kopçasını bilinçli kopardığımı söyleyip kızıp kulağımı çeker  sonrasında yine aynı ayakkabıdan alırdı. Bunca cömert hayırsever dedemin bu hallerini anlamaya çalışırdım. Sanki bu dünyaya bir misyon üstlenerek geldiğimizi anlatır hali vardı, kendimize eziyet dışarıya iyilikti bunun adı… Her sabah evden çıkmadan kocaman bir tas pirinç, bulgur pilavını bir yoksula gönderdikten ve neredeyse her iki ayda bir kurban kesip etine dokunmadan yoksullara dağıtan dedemin, lastik ayakkabım için gösterdiği zorluklara kızamıyordum çünkü onu iyi tanıyordum. Siyasi partilere inanmazdı, sermayeleri yalandır derdi.

Hastanede virüsle boğuşup ölüm kalım anında soluksuz hissettiğim ve dünyaya veda edeceğimi sandığım anda aklıma ilk gelen geride kalan mal varlığım asla değildi yaptığım iyilikler benim sermayem olacaktı buna inandırmıştım kendimi. Ve o an diğer tarafta sorgulanmak yerine kendimi sorgulamam öncelik kazanmıştı. Ben kimdim? Dinlerin vaddettiği cennet ya da cehennem de değildi aradığım umurumda da değildi, kendi içimde yaşadığım cennet ya da cehennem duygusuyla kavrulup durdum soluksuzlukta...

Koronalı bu günlerde nedense aklıma geliverdi o günler. Şehirler ayrıştı zengin semtler ve yoksul semtler diye uzaklaştı insanlar birbirinden, teknoloji geliştikçe dokunmalardan eser kalmadı, israf alabildiğine arttı, yoksul olmak aptal olmakla eşleştirildi. Varlığa rağmen Kopçası kopuk ayakkabı yüzünden kulağımın çekildiği o anları özlememek elde değil…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Başkan Çakmak’tan Ramazan ayı mesajı
Başkan Çakmak’tan Ramazan ayı mesajı
AK Parti Milletvekili Açanal'dan Çakmak'a ziyaret
AK Parti Milletvekili Açanal'dan Çakmak'a ziyaret
reCAPTCHA demo: Simple page