Bugün bu satırları yazarken kelimeler boğazımda düğümleniyor, parmaklarım klavyenin üzerinde titriyor. Kalbimde öyle bir ağırlık var ki, öyle bir nefret var ki sanki tüm dünyanın yükü omuzlarıma binmiş gibi... Eskiden "toplum bozuluyor" der, derin bir iç çeker geçerdik. Ancak bugün geldiğimiz nokta artık bir yozlaşma değil; insanlığın kendi özünden kopup, karanlık ve dipsiz bir dehlize yuvarlanarak aşağılaşmasıdır.
"Daha ne olabilir?" dediğimiz her gün, insanlığımızdan biraz daha utanarak uyanıyoruz. Taciz, tecavüz ve cinayet haberleri ruhumuzu bir ur gibi sararken; doğaya, hayvana ve savunmasız her cana düşmanlık besleyen o hastalıklı zihniyet şimdi en mukaddesimize, göz bebeğimize el uzatıyor. Pedofili gibi sapkınlıkların, çocuk istismarının ve hayal etmesi bile kan donduran o canice ritüellerin, bebek katleden o "insan artıklarının" konuşulduğu bir dünyada, aldığımız nefes ciğerlerimizi yakıyor.
Hatta nefes alamıyoruz!!
Biz Bu Karanlık Düzenin İnsanları Değiliz
Ben, ailem, biz ve bizim gibi düşünen aileler bu "yeni dünya düzenine" ait değiliz. Bizim hamurumuzda merhamet, gözümüzde yaş, kalbimizde Allah korkusu var. Her zaman vicdanımızın sesini dinleriz.Başkasının canını kendi canından aziz bilenlerin, bir karıncayı bile incitmekten haya edenlerin bu iğrenç sistemde nefes alması her geçen gün imkansızlaşıyor. Bir yanda modernleşme masalları anlatılırken, diğer yanda masumların kanıyla beslenen o karanlık vahşet kapılarımızın önünde kol geziyor.
Bu düzen bize göre değil. Biz, kötülüğün bu kadar "sıradanlaştığı" bir çağa ait olamayız.
Piyano Kursu mu, Ahlak Kalesi mi?
Çoğumuz en büyük hatayı şurada yapıyoruz: Evlatlarımızı en pahalı okullara göndermekle, onları baleye, piyanoya yazdırmakla ya da en iyi kurslarda yarıştırmakla görevimizi yaptığımızı sanıyoruz. Elbette bunlar kıymetli; ancak bir çocuğun ruhunu inşa etmiyorsanız, vicdanı merhameti, ahlaklı olmayı öğretmiyorsak ona verdiğiniz eğitim sadece parıltılı bir makyajdan ibaret kalır.
Çocuğunuzu dağda çobanlığa da gönderseniz, şehrin en lüks kolejiyle de taçlandırsanız; eğer ona "vicdan" ve "ahlak" zırhını giydiremediyseniz, o çocuk bu vahşi kurtlar sofrasında savunmasızdır. Bugün çocuklarımızı sadece sokaktaki yabancıdan değil; ekranlardan sızan irinden, ruhu kararmış canavarlardan ve insan görünümlü iblislerden korumak zorundayız. Bir çocuğun en büyük koruması, babasının merhameti ve annesinin ahlakıyla örülmüş o aşılmaz kaledir.
Masumiyeti Kimsesiz Bırakmayın!
Lütfen, herkes çocuğuna "gerçekten" baksın. Bu bakış sadece karnını doyurmak, üstünü giydirmek olmasın. Gözlerinin içine bakın, ruhunun hangi kuytularda gezdiğini izleyin. Bebek kesip yiyen, masumun çığlığından zevk alan bu "insan görünümlü yaratıklara" karşı tek kalemiz; yetiştireceğimiz karakteri sağlam ahlaklı ve uyanık nesillerdir.
Çünkü bu dünya artık sadece nefes aldığımız bir yer değil; masumiyetin canavarlarla gırtlak gırtlağa geldiği son cephedir. Evlatlarımızı bu karanlık dehlizlerden çekip çıkarmak için önce biz, uyanışın o soğuk suyuyla yüzleşmeliyiz. Eğer bugün korkup susarsak, yarın ne ağlayacak bir evladımız ne de sığınacak bir vicdanımız kalacak; geriye sadece ıssız sessizlikler ve telafisi imkansız pişmanlıklar düşecek.
Şimdi gidin ve çocuğunuza sadece bir anne, bir baba gibi değil, bir siper gibi sarılın. Onları sevin, evet, ama sevginizden daha büyük bir zırhla, merhametinizden daha keskin bir dikkatle koruyun. Unutmayın; o iğrenç karanlık artık sokak lambalarının bittiği yerde değil, masumiyetin bittiği her yerde, sandığınızdan çok daha yakınımızda nefes alıyor. Ya biz uyanacağız ya da bu karanlık, yarınlarımızı yutacak."