Şanlıurfa'nın kadim ilçesi Siverek'te, bazalt taşının sertliğine inat, sessizliğin ve tarihin izlerini taşıyan öyle kapılar var ki...
Siverek'e ilk adım attığımda, beni en derinden vuran, o daracık sokaklara sinen derin histi. İşte bu duygunun kaynağı, o eşsiz küçe kapılarıydı. Onlar sadece ahşaptan yapılma birer geçit değil; "küçelerin" ruhunu, sıcaklığını ve o eski zamanların unutulmaz komşuluk hikâyelerini bugüne taşıyan canlı birer mirastır. Siverek'in birbirine yaslanmış evlerin arasından kıvrılan sokaklarında, her biri sanat eseri inceliğinde işlenmiş bu kapılar, nostaljik bir ağıt yakar adeta.
Küçe Kültürünün Simgesi
Bu kapılar, şimdilerde beton yığınları arasında kaybolmaya yüz tutan, 'küçe kültürü' dediğimiz o benzersiz yaşam biçiminin somutlaşmış sembolleridir. Bir zamanlar, aynı küçede yaşayanlar yalnızca komşu değil, adeta akraba, büyük bir aileydi. O kapılar, bir sırrı saklar gibi sokağa kapalı dururdu, lakin içerideki avlunun cıvıltısı, tandırın ekmek kokusu ve çocuk sesleri o kalın duvarları aşar, sokağa sızardı.
Her bir kapının önünde durduğumda, zihnimde eski bir film şeridi canlanıyordu. Sanki parmağımı ahşaba dokundurduğum an, o avlularda oynayan çocukların neşesini, kapıyı aralayan yaşlı bir ninenin şefkatli bakışını hissedebiliyordum.
Enikli Kapıların Gizemi
Özellikle enikli kapılar... Büyük kapının hemen yanındaki o küçük, sevimli geçit. Mahremiyeti koruyan, yabancıyı içeri almadan misafiri buyur eden, sanki gelenek ile nezaketin el sıkıştığı ince bir detayıydı Siverek evlerinin.
Kim bilir, o küçük enikten içeriye süzülen kaç umut fısıltısı, kaç sevinç müjdesi vardı? Ve omuzlar, o eşiği geçerken taşınan kaç acı haberin, kaç tarifsiz kederin yüküyle çöktü? Kaç yiğidin, kaç canın kanlı bedeni son kez o kapıdan taşındı da, avlunun ortasında gözyaşları sele dönen ağıtlar yakıldı... Kaç fidan misali çocuk gelin, hayatın ağır yükünü küçücük omuzlarına alarak o kapının ardında sessizliğe büründü... Bu kapılar, sadece ahşap birer geçit değil; onlar, sırları mühürlenmiş, zamanın tüm acı ve tatlı hikâyelerine tanıklık etmiş, sessizliğe gömülmüş birer kadim ruhtur.
Kayıp Bir Zamana Bakış
Ne yazık ki, bugün o küçe kapıları teker teker yerini modern demirlere ve apartman girişlerine bırakıyor. Her sökülen kapı, hafızamızdan yırtılıp alınan bir sayfa gibidir. Oysa onlar, Siverekli'nin ince zevkini, bazalt taşının sertliğine karşı ahşabın sıcaklığını ve en önemlisi, birlikteliğin değerini yansıtan birer ayna. Siverek'ten ayrılırken zihnimde en kalıcı fotoğraf, o sessiz sedasız ama binlerce hikâye fısıldayan, asırlık bir küçe kapısının silüeti oldu.
Şimdi o kapıların önünden geçerken, sadece eski bir yapıya değil, kayıp bir zamana bakıyoruz. Bize fısıldıyorlar:
"Unutmayın... Biz sadece bir giriş değiliz; biz, sırt sırta veren komşuluğun, paylaşılan ekmeğin, gözyaşıyla sulanan dostluğun emanetiyiz..."
Bir gün, o kadim küçe kapılarının sesi, tarihin tozlu sayfalarına karışıp tamamen kesilirse, biliniz ki Siverek'in ruhundan, o benzersiz sıcaklığından telafisi mümkün olmayan bir parça eksilecektir. Ne mutlu, o çürümeye yüz tutmuş ahşapların ardındaki derin hikâyeleri, o yitip giden komşuluk hatıralarını hâlâ vicdanında ve yüreğinde taşıyıp yaşatanlara... Onlar, Siverek'in son emanetçileridir.
Şükrü DOLAŞ
İnsan önce kendine bakmalı!
Arzu Kılıç DAĞBAKAN
VİCDANIN YÜKÜ, ARSIZIN GÜCÜ
Hüseyin Gökmen
Nerden geldi bu İRAN İSRAİL SAVAŞI
KOÇALİ AYMAZ
İl olmak hakkımız
Mevlüt BAYRAKTAR
Haklı Kalmak
ARMANC AŞİRAN
BİZİM MEMLEKETİN “BAZI” İNSANLARI…
RIFAT MERTOĞLU
ALEMİMDE SÜRGÜN KELİMELER
HİKMET AKSOY
BİR DEMOKRASİ ÖĞRETMENİ (Faik Ahmet Barutçu’nun 60. Ölüm Yıldönümü Nedeniyle)
İlyas KAMBALI
Bir Kitap: “Başka Neler Mümkün?”
Av. Şeyhmus İNAL
YENİ ANAYASA HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUM