Güneşin doğuşuyla birlikte içimizde uyanan o kıymetli soru, bugünlerde her zamankinden daha yüksek sesle yankılanıyor: Neden hep iyiler kaybediyor? Sokakta kedi besleyen, komşusunun derdiyle dertlenen, helal lokma peşinde koşarken ömrünü törpüleyen o sessiz gönlü güzel insanlar dert sahibi olup erkenden göçüp giderken, başkasına omuz atarak yükselen, vicdanını maddiyata teslim edenlerin meydanda pervasızca cirit atışını izliyoruz. Sanki hayat, bir iyilik-kötülük sınavı değil de, bir yüzsüzlük, arsızlık maratonuna dönüşmüş gibi.
Dert, İyinin Sadık Dostu mu?
İyilik yapmak, doğası gereği bir sorumluluk yüklenmektir. İyi insan, sadece kendi faturasıyla değil, dünyanın adaletsizliğiyle de dertlenir. Komşusu açken tok yatamaz, haksızlık karşısında dili susmaz ama yüreği daralır. İşte o meşhur dert sahibi olma hali tam da burada başlar.
Bilimsel olarak bakarsanız empati duygusu yüksek insanların stres seviyelerinin daha fazla olduğu, başkalarının acısını kendi hücrelerinde hissettikleri söylenir. Yani o erken gidişler, aslında yorgun düşen kocaman yüreklerin sessizce istirahate çekilmesidir.
Öte yandan, meydanı boş bulan kötülere bakıyoruz... Onların lügatinde iç huzuru veya vicdan azabı gibi kavramlar yer kaplamıyor. Başkasına basarak tırmandıkları merdivende solukları kesilmiyor, çünkü sırtlarında taşıdıkları bir ahlak küfesi yok. Hafifler! Bu hafiflik onlara bir tür sahte ölümsüzlük ve arsız bir enerji veriyor. Onlar cirit attıkça, adalet duygumuz zedeleniyor.Dünya böyle mi dönecek? diye sormadan edemiyoruz.
Terazi Nerede?
Ancak kaçırdığımız küçük bir detay var. Kötünün meydanda attığı cirit, aslında kendi boşluğunu doldurma çabasıdır. Belki onlar daha uzun yaşıyor, daha çok gürültü çıkarıyorlar. Fakat arkalarında bıraktıkları tek şey, rüzgarın süpürüp atacağı bir toz yığınıdır.
İyiler erken ölür mü? Belki bedenen evet. Ama bir insanın iyiliği, birinin kalbinde bıraktığı o eşsiz iz, aslında gerçek ölümsüzlüğün ta kendisidir. Kötüler yaşarken ölür, iyiler ise ölürken yaşar.
Meydan kötülere kalmış gibi görünebilir ama unutmayın; Gürültü yapanlar değil, iz bırakanlar tarihi yazar. Bugün dertle dolup taşan o güzel yürekler, aslında bu dünyanın hala yaşanabilir kalmasını sağlayan tek teminattır.
Bırakalım, meydan o gürültülü ciritlerin olsun.Biz, bir gönüle dokunmanın o sessiz ve ağırbaşlı inzivasına çekilelim. Unutmayın ki dünya, kötülüğün hoyrat zaferleriyle değil, iyiliğin o asil ve bitmek bilmeyen sabrıyla dönüyor. Şuna inancım tam; Kötülük hızıyla, iyilik ise iziyle anılır. Kötüler kısa bir anın galibi, iyiler ise sonsuzluğun fatihidir. Yüreğinizdeki o mahcup ışığın, karanlığı boğması dileğiyle...
Unutmayalım ki iyilik, yenilse dahi lekelenmeyen tek rütbedir. Kötülük kısa vadeli zaferler kazansa da, tarihin son sözünü daima iyiler söyler.
Şükrü DOLAŞ
İnsan önce kendine bakmalı!
Arzu Kılıç DAĞBAKAN
VİCDANIN YÜKÜ, ARSIZIN GÜCÜ
Hüseyin Gökmen
Nerden geldi bu İRAN İSRAİL SAVAŞI
KOÇALİ AYMAZ
İl olmak hakkımız
Mevlüt BAYRAKTAR
Haklı Kalmak
ARMANC AŞİRAN
BİZİM MEMLEKETİN “BAZI” İNSANLARI…
RIFAT MERTOĞLU
ALEMİMDE SÜRGÜN KELİMELER
HİKMET AKSOY
BİR DEMOKRASİ ÖĞRETMENİ (Faik Ahmet Barutçu’nun 60. Ölüm Yıldönümü Nedeniyle)
İlyas KAMBALI
Bir Kitap: “Başka Neler Mümkün?”
Av. Şeyhmus İNAL
YENİ ANAYASA HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUM