Evliliklerin tapusu vardır ama kayıt belgesi, yani bir "kullanma kılavuzu" yoktur. Kadın o imzayı sadece bir yuvaya değil; aslında bir hayat okuluna öğretmen, bir rehabilitasyon merkezine ise gönüllü bakıcı olmak üzere atar. Toplumun hayırlı kısmet diye sunduğu; cebinde maaşı, üzerinde şık kıyafeti olan o adamların, ev kapısından içeri girdikleri an nasıl birer dev bebeğe dönüştüklerini kimse konuşmuyor. Kişilik gelişimi mutfakta, sorumluluk bilinci çocuk parkında bırakılmış bu adamlar kendilerine bir eş değil, aslında bir "ikinci anne" arıyorlar.
Çoraplardan Hayallere Uzanan Dağınıklık
Mutfak tezgahı ile yatak odası arasındaki o dar koridorda, kadının sadece bedeni değil, ruhu da yorulur. Yere fırlatılan her kirli çorap, aslında kadının emeğine ve onuruna fırlatılmış birer umursamazlıktır. Kadın sadece evi süpürmez; kocasının eksik kalan çocukluğunu, verilmemiş özbakım eğitimini ve öğretilmemiş nezaket kurallarını toplar arkasından. Ona insanlarla nasıl konuşulacağını bir çocuk sabrıyla öğretirken, kendi sesini unutur. Bir çocuğun peşinde koşar gibi eşinin arkasını toplarken, her eğilip kalkışında kendi gençliğinden bir parçayı o tozlu yerlerde bırakır.
Buradan o adamlara sesleniyoruz: Biz size evde her işi siz yapın demiyoruz; dağıtmayın, dağıttığınızı kaldırın, yük olmayın diyoruz! Bir kadının omuzlarında zaten hayatın tüm yükü varken, bir de sizin çocuksu dağınıklığınızın hamallığını ona yüklemeyin.
Kadın Bir Rehabilitasyon Merkezi Değildir
Kadın, evlendiği gün farkında olmadan bir onarım projesine başlamıştır. Kocasının yaralarını sarmak, eksik karakter eğitimlerini tamamlamak, öfkesini dindirmek onun asli görevi sayılır. Ancak bu süreçte kimsenin sormadığı dehşet verici bir soru vardır: Kocayı rehabilite etmeye çalışan kadın, bu sırada kendi ruhunu nerede kaybediyor? Bir insanı yetiştirmeye çalışırken, kadın yavaş yavaş kendinden kopar. Artık aynaya baktığında gördüğü kişi bir kadın değil; bir başkasının eksiklerini yamayan bir terzi, bir başkasının ruhsal enkazını kaldıran bir işçidir.
Görev" Adı Altındaki Son Esaret
Ve gün biter... Kadın mutfağı toplamış, çocuğun ödevini bitirmiş, evin dağınıklığını zihninde hizaya sokmaya çalışırken bedeni dinlen diye bağırır. Ama mesai bitmemiştir. Bir de o yorgunluğun üzerine, kapının ardındaki yatakta kocayı mutlu etme görevi beklemektedir…
Bütün gün bir çocuk gibi baktığı, arkasını topladığı, adeta annelik yaptığı o adama, gece olunca bir arzu nesnesi gibi yaklaşması beklenir. Ruhun çekildiği bir bedende, cinsellik artık bir paylaşım değil, ödenmesi gereken bir diyet haline gelir. İnsan, gündüz fırlattığı çorabı topladığı bir adama gece nasıl tutkuyla bakabilir?
Kaynanaların Mucize Beklentisi
Peki ya bu dev bebekleri piyasaya süren aileler? Özellikle o kaynanalara seslenmek lazım: Kendi rehabilite edemediğiniz, sorumluluk aşılayamadığınız, eline bardağını bile vermediğiniz oğlunuzu öve öve anlatıp masum bir kadının günahına girmeyin! "Bir evlensin de düzelir" dediğiniz o mucize, aslında bir kadının ömrünün sömürülmesidir. Sizin eğitemediğiniz adamı, bir başka kadın adam etmek zorunda değil. Gelininizi, oğlunuzun eksiklerini tamamlayacak bir yedek parça gibi görmekten vazgeçin.
Bu Ömür Hırsızlığına Dur Demeli!
Şu gerçek, toplumun her hücresine bir mühür gibi kazınmalıdır.Bir kadının ömrü, bir yetişkine temel yaşam becerileri öğretmek için harcanacak kadar ucuz bir hammadde değildir. Kadınlar yedek parça deposu, evler ise ıslah evi değildir. Eğer bir taraf hep topluyor, diğeri sorumsuzca dağıtıyorsa orada ne sevgi vardır ne de kutsal bir yuva... Orada sadece sessizce işlenen bir ömür hırsızlığı vardır.
Elbette sözümüz meclisten dışarı eşinin yükünü paylaşan, kadının ruhunu omuzlamayı bilen asil beyleri ve adaletli aileleri tenzih ediyoruz. Ancak geri kalanlar için gerçek şudur; Hiçbir aşk, bir kadının kendi benliğinden kopup bir bakım ünitesine dönüşmesini haklı çıkaracak kadar büyük değildir.
Gerçek şudur;Hiçbir aşk, bir kadının kendi benliğinden kopup bir bakım ünitesine ya da rehabilitasyon merkezine dönüşmesini haklı çıkaracak kadar büyük değildir.
Şimdi herkes elini başına koysun ve düşünsün; kurduğunuz şey bir yuva mı, yoksa bir ömür törpüsü mü?
Kalın sağlıcakla."