ÇOCUKLUĞUMUN HİKAYELERİ
Sayın Uğur Bey, kıymetli Ustam...
Bu satırlar size, bugünün yetişkin bir kadınının kelimeleriyle değil; seksenli yılların o puslu, o buz gibi Ankara ayazında, küçücük bacaklarıyla beş kat merdiveni tek bir solukta çıkan o ilkokul birinci, ikinci sınıftaki küçük kız çocuğunun kalbiyle yazılıyor. Asansörün lüks, kaloriferin ise neredeyse hiç olmadığı, varlığın-yokluğun paylaşıldığı, komşuluğun çok değerli olduğu o kıymetli günlerde, benim çocukluk hayalim sadece şarkı söylemek, hikayeler yazmak, sizin televizyonda belireceğiniz anları izlemek, Tommiks Teksas, Robin Hood okuyup hayal kurmaktı…
Sokakta beraber oynadığımız akranlarım Heidi'nin peşinden evlere koşarken, Şeker Kız Candy ile hayaller kurarken ya da Adile Naşit'in o canım sesiyle "Kuzucuklarım" deyip uykuya dalarken ben başka dünyalarda gezilere çıkardım.Sırf sizin programınızı biraz izleyebilmek, o ağırbaşlı duruşunuzla hayatın en çıplak gerçeklerini anlatışınıza tanık olabilmek için babamın gözünün içine bakardım. Özellikle bayram günlerinde, herkes neşeyle eğlenirken benim gözüm ve aklım sizin o sarsıcı cezaevi programlarınızda kalırdı.
O sekiz-dokuz yaşındaki çocuk aklımla, içimde tarifi imkansız bir sızı ve merakla ekrana kilitlenir, o parmaklıkların arkasındaki anne ve babaların, dışarıda bıraktıkları evlatlarına duyduğu o kavurucu hasreti hissederdim. Bayram sabahları koşa koşa babasının boynuna sarılamayan, bir babanın güven veren gölgesinden, bir annenin sıcak nefesinden mahrum kalan o kimsesiz çocukların kalbindeki feryadı daha o yaşta duyardım. "Keşke ben de orada olsaydım, ben de o cezaevlerini görseydim, o insanların kaybolmuş hikayelerini yerinde dinleseydim... Bir gün mutlaka gideceğim ve hem içerideki o çaresiz anne-babalara hem de dışarıda boynu bükük, babaya en muhtaç olduğu yaşta yapayalnız kalan o çocuklara dokunacağım, onlarla oyun oynacağım, oyuncaklarımı götüreceğim" diye iç geçirirdim.İşte o lekesiz, o tertemiz çocuk yaşımda küçücük kalbimin en derin yerine büyük hayaller sığdırmıştım. Siz hayatın tam göbeğinde yaşayıp olayları anlatırken, ben de ekran başında sizinle birlikte o anı yaşar, o olay yerinde sizin yanınızda saf tutardım.
"Ben kadın Uğur Dündar olacağım!"
Ama hayat, her zaman çocukluk hayallerimiz kadar cömert davranmıyor Ustam... Ailemin yanlış yönlendirmeleri, üzerimize bir zırh gibi giydirilen gereksiz gelenek ve görenekler, hayatın o kaçınılmaz ve sert rüzgarları beni başka alanlara, hiç düşünmediğim şartların içine sürükledi. Keşke... Keşke şartlar gönlüme göre oluşsaydı da gerçekten hayal ettiğim gibi o "kadın Uğur Dündar" olabilseydim. Sizinle aynı stüdyonun havasını soluyabilseydim, size çıraklık yapıp o eşsiz vizyonunuzla, misyonunuzla yetişebilseydim. Bu benim hayatımdaki en büyük ukdelerimden biridir.... Fakat şartlar nereye sürüklerse sürüklesin, o asil ruhu, kalbime ektiğiniz o dürüstlük ve adalet ateşini içimden söküp alamadılar. Gün geldi, o küçük kız büyüdü ve çocukken televizyon ekranında izleyip gitmeyi kafasına koyduğu o demir parmaklıkların ardına bu kez bir gazeteci olarak değilse de, yüreğini ortaya koymuş gönüllü bir eğitmen, anne olarak adım attı.
Ne yaparlarsa yapsınlar, şartlar neyi gösterişe göstersin o asil ruhu, siz değerli büyüklerimin kalbime ektiği o dürüstlük ve adalet ateşini içimden söküp alamadılar. Şartlar beni bir televizyon habercisi yapmadı belki ama sizlerin açtığı o onurlu yolda, nerede bir çocuk babasının yokluğuyla üşüse, nerede bir aile parçalansa, nerede bir ruh kimsesizliğe mahkum edilse orada sessiz sedasız hayatlar kurtarmaya çalışan bir vicdan, gönül işçisi yaptı.Öğrendiğim o hak ve adalet mücadelenizi köylere, sınıflara, sıralara, ıslah evlerine taşıdım Ustam. Elimden geldiğince, gücüm yettiğince her zaman doğruyu, iyiliği, güzelliği bulmaya ve anlatmaya çalıştım. Geleceğe adaletli, ahlaklı ve vicdanlı öğrenciler yetişsin diye ömrümü verdim, çok uğraştım. Hayatın adaletsiz terazisini dengelemek için zenginden alıp fakire dağıtmak, yoksun yüreklere, yoksul hayatlara dokunmak için büyük mücadeleler verdim.Yetiştirdiğim öğrencilerime ve ebeveynlerine, her şeyden önce paylaşmanın ve güzel ahlakın o kutsal önemini, iyi ahlaklı insan olmanın değerini ve ancak bunlardan sonra akademik sürecin geleceğini yıllardır anlattım.Ama bugün dönüp toplumun haline baktığımda içim paramparça oluyor, çok üzülüyorum Ustam... Sormadan edemiyorum kendime! Biz bu insanları hiç mi eğitemedik? Onlara güzel ahlakı, insanlığı hiç mi öğretemedik? Neden nerede bir boşluk bıraksak orası karanlıkla doluyor diye kendi kendime kahrolarak söyleniyorum. Sonra durup acı bir gerçeği fısıldıyorum ruhuma "Eğitim nihayetinde ailede başlar... Bizim gücümüz, tek başımıza nereye kadar yeter?" demeden edemiyorum.
Yine de pes etmedim. İnsanlar popüler kafelerde birbirinin aynısı selfie'ler çekip sahte dünyalarda anı tüketirken, ben ıslah evindeki o masum, o hayata küsmüş bir tek çocuğu nasıl yeniden hayata tutundururum derdine düştüm. Kendi çevrem, en yakın arkadaşlarım bile beni anlamadı; benimle alay ettiler. "İşin gücün yok mu senin?" dediler. "Kaç para alıyorsun bu işten?" diye sorup, içimdeki bu yangını parayla pulla ölçmeye kalktılar. Bilmiyorlardı ki benim gönlüm parayla pulla değil, çocukken beş kat merdiveni bana nefessiz tırmandıran o vicdan idealiyle doyuyordu. Onlara bu gönlü, bu kutsal adanmışlığı nasıl anlatabilirdi ki? Bir gün geldi beni anladılar ve daha çok insanın hayatına dokunmaya başladık. Gerçekten birlikten güç doğdu…
Kıymetli Ustam, babamın, değerli büyüklerimin, sizlerin, dürüstlüğünüz, şerefiniz ve erdeminiz benim çocukluğumun en büyük mirası oldu.Bugün de hayatımın en büyük kılavuzudur. Dilerim ülkemizde sizin gibi karakterli, ve erdemli habercilerin, babam gibi ilgili, dürüst ebeveynlerin sayısı artar. İnşallah bir gün sizinle yüz yüze tanışma ve o küçük kızın hikayesini gözlerinizin içine bakarak anlatma şansım olur.
Yolumu aydınlatan iyiliği, dürüstlüğü, insan gibi insan olmayı öğreten büyüklerime sonsuz teşekkürlerimle...
Saygı ve sevgilerimle…
Arzu Kılıç DAĞBAKAN
Beş Kat Merdiveni Bir Solukta Çıkan O Küçük Kız Çocuğu...
Şükrü DOLAŞ
"VALLAHİ HÜKÜMET KUMARCIDIR!"
Hüseyin Gökmen
Nerden geldi bu İRAN İSRAİL SAVAŞI
KOÇALİ AYMAZ
İl olmak hakkımız
Mevlüt BAYRAKTAR
Haklı Kalmak
ARMANC AŞİRAN
BİZİM MEMLEKETİN “BAZI” İNSANLARI…
RIFAT MERTOĞLU
ALEMİMDE SÜRGÜN KELİMELER
HİKMET AKSOY
BİR DEMOKRASİ ÖĞRETMENİ (Faik Ahmet Barutçu’nun 60. Ölüm Yıldönümü Nedeniyle)
İlyas KAMBALI
Bir Kitap: “Başka Neler Mümkün?”
Av. Şeyhmus İNAL
YENİ ANAYASA HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUM