Geçen hafta Diyarbakır’da hava, sadece yağmurun ıslattığı toprağın değil, buram buram umudun kokusunu taşıyordu. Tam yirmi yıl... Dile kolay.Bir fidanın çınara dönüştüğü, bir neslin çocukluktan yetişkinliğe yürüdüğü o koca boşluk, Amedspor’un bir üst lige adını yazdırmasıyla nihayet doldu. Sokaklara taşanları gördüğümüz manzara sadece bir futbol başarısı değildi.Bir kentin onuruna sarılması, kimliğini ortak bir sevinç çığlığında yeniden bulmasıydı.

Tek Yürek, Tek Bilek, Tek Nefes
Kutlamalar nedeniyle akşam saati trafiğin tam ortasında kaldığımda, boğazımda tarif edilemez bir düğüm oluştu. Aslında yetişmem gereken bir program, bir yerlere yetiştirmem gereken bir hayatım vardı. Yollar kapalıydı, trafik ilerlemiyordu ama ilginçtir ki insanlara kızamıyordum. Yan yana duran, korna çalan veya yolda yürüyen o binlerce insanın birbirini tanıyıp tanımamasının hiçbir önemi yoktu.Şaşkın vaziyette araç içerisinde etrafta olan biteni gözlemliyordum.
O an Diyarbakır’ın sözlüğünde ayrıştıran kelimelerin yeri yoktu sadece insan vardı. Amedspor’un renklerinde kendi hikayesini gören, acısını ve sevincini yıllarca içine gömmüş ama o gün hepsini birden haykıran devasa bir aile vardı karşımızda. Yaşlı bir amcanın titreyen elleriyle bir gencin omzuna dokunup ağladığı o "an", aslında bizim asıl şampiyonluğumuzdu. Biz olmayı, bir olmayı, hiçbir ayrım gözetmeden aynı gökyüzü altında kardeşçe gülümsemeyi ne kadar çok özlemişiz...
Sevincimiz Kimsenin Sancısı Acısı Olmasın
Ancak bu büyük tablonun üzerine gölge düşüren bir gerçekle de yüzleşmek zorundayız. Evet, gökyüzünü aydınlatmak, coşkumuzu tüm dünyaya duyurmak istedik. Fakat o patlayan havai fişekler, o kontrolsüz kutlama araçları, materyalleri birilerinin canını yaktığında, zaferimizin tadı damağımızda buruk bir tortu bırakıyor.Unutmayalım ki biz birbirimizin hem yarası hem de merhemiyiz. Bir kardeşimizin eline kıymık batsa, kazanılan hiçbir kupa o acıyı dindirmeye yetmez. En büyük sevincimiz, bir tek canımızın dahi incinmediği sevinçtir. Coşkumuzu patlayıcılarla değil, birbirimize sarılarak, gürültüyle değil türkülerimizle çoğaltmalıyız.
Bu Ruh, Bu Şehrin Kaderi Olsun
Diyarbakır halkının o muazzam kenetlenmesi bir ders niteliğindeydi. Bu şehir el ele verdiğinde, aşamayacağı hiçbir set olmadığını gösterdi. Bizler bu şehrin insanlarını hep böyle görmek istiyoruz.Omuz omuza, dimdik sağduyulu ve sevgi dolu... Hayatın güzelliklerine odaklanan sanatın, sporun ve müziğin iyileştirici gücüyle harmanlanmış etkinliklerde buluşan bir halk istiyoruz.
Bu sadece yeşil sahada kazanılan bir kupa değil bir aidiyetin, sabrın ve en önemlisi kardeşliğin zaferidir. Bu sevgi dolu birlik ruhunu sadece şampiyonluk gecelerinde değil mahallemizde, soframızda, dertlerimizde ve en çok da yarınlarımızda yaşatıp çocuklarımıza aşılamalıyız.
Ey Kadim Şehir!
Senin omuz omuza duruşun, dünyadaki tüm kupalardan daha değerlidir. Varsın gökyüzü patlamalarla değil, o güzel insanlarının attığı barış ve kardeşlik nidalarıyla yankılansın. Başarın daim olsun Amedspor, birliğin ebedi olsun Diyarbakır. Sizler el ele tutuştuğunuzda, güneş bu topraklar için her zaman daha parlak doğacaktır.
Gönülden kutluyoruz.Daha nice onurlu, huzurlu ve tek bir canın incinmediği büyük şampiyonluklara...
Her zaman sevgi kazansın!
Arzu Kılıç DAĞBAKAN
AMED'İN KEYİFLİ SESİ
Şükrü DOLAŞ
İnsan önce kendine bakmalı!
Hüseyin Gökmen
Nerden geldi bu İRAN İSRAİL SAVAŞI
KOÇALİ AYMAZ
İl olmak hakkımız
Mevlüt BAYRAKTAR
Haklı Kalmak
ARMANC AŞİRAN
BİZİM MEMLEKETİN “BAZI” İNSANLARI…
RIFAT MERTOĞLU
ALEMİMDE SÜRGÜN KELİMELER
HİKMET AKSOY
BİR DEMOKRASİ ÖĞRETMENİ (Faik Ahmet Barutçu’nun 60. Ölüm Yıldönümü Nedeniyle)
İlyas KAMBALI
Bir Kitap: “Başka Neler Mümkün?”
Av. Şeyhmus İNAL
YENİ ANAYASA HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORUM