DEMİRCİ MEHMET’LE SOHBET–4
Sevgili dostumla bir akşamüstü insanlardan uzak, Siverek'in akşamına mahkûm saatlerde yine yan yana geldik.
Sohbetimizin konusu Cumhurbaşkanlığı seçimi ve orta doğudaki son gelişmeleri tartışacaktık.
Buluştuğumuzda her zaman ki gibi nasırlı elleriyle dostane bir şekilde ama sıkıca tuttu elimi, sarıldık.
Akşam karanlığı başlıyordu. Bağdaş kurdum toprağa oturduk karşılıklı. Bir müddet sonra bacağımda bir şeylerin dolaştığını hissettim, göremeyince cebimdeki çakmağı çıkarıp çevreyi aydınlattım. Meğer karınca yuvasına komşu olduğumuzu anlayınca, yer değiştirmek istedim. Demirci Mehmet gülümseyerek" Korkma, bunlar iki ayaklı fırıldak karıncalar değil, bunlar dört ayaklı bunlardan zarar gelmez"
Bir müddet sonra huysuzlanınca, bir avuç toprak alıp, karıncaların yuvasını kapatmaya çalışınca sevgili dostum, kızarak sesini yükseltip şöyle dedi" Ya sen ne yaptığını sanıyorsun onların yaşam haklarını nasıl elinden alırsın"
Bu dev yürekli ve aynı zamanda bir karıncanın merhametini yüreğinde birleştiren bu güzel insana iki ayaklı hayvan, ya da hayvanlar yıllarca işkence yapmıştı. Bunca işkence ve haksızlığa rağmen bırakın insanlardan nefret etmeyi kendisine işkence yapanları bile af etmişti.
Demirci Memede bakarken, birden aklıma Diyarbakır zindanları geldi. Kendi deyimiyle daha annesinin bahçesinde taze bir gülken koparılmıştı dalından. Mehmedin toy çığlıkları geceden süzülüp geldi kulaklarıma, yüzümü çevirdim karanlık geceye ben ağladım gece ağladı benimle…
Oysa biz buraya gündemi tartışmaya gelmiştik, sohbetimiz farklı yönlere geldi. Diyarbakır zindanlarını, müzeye dönüştürülmesiyle ilgili fikirlerini Mehmede sormadan düşündüm; ya sorumla kabuk bağlamış yarasını kanatırsam?
Sonunda kendisine sordum o yılları; Geceye ölüm sessizliği düştü, gözlerinden belliydi o çocuksu ve yüreğiyle yıllar öncesinin acılı günlerin yolculuğuna çıkmıştı.
Ay ışığının aydınlattığı gözlerini gözlerime dikerek ağlamaklı gözlerle cevapladı, her halinden o günleri yaşadığı belliydi.
Gecenin yükünü ağırlaştıran bir ses tonuyla konuşmaya başladı" Bazı suçlar insanlık suçudur. Türkiye'de yaşanan işkenceli dönemler insanlık suçudur. Başbakan bile O iğrenç işkenceleri lanetliyor, bende müze olmasından yanayım müze olunca sevdiğim insanları oraya götürüp onların onurlu ve hasiyetli yaşamları için neler çektiğimi hangi işkencelerden geçtiğimi, 14 demir kapı arasında yüreğimle cellâtlara nasıl korku saldığımı, sonradan gecenin bir yarısında farelere nasıl şiirler okuduğumu anlatmaya çalışırım, anlatırken belki ağlarım" demesiyle gecenin karanlık zulasına akıtıyordu gözyaşlarını…
Gözyaşlarını görünce dayanamadım aslında bende ağlayacaktım onunla, gözyaşlarını durdurmak adına şunu dedim: Sen ne zaman Büyüyeceksin!
Cevabı düşündürdü ve bir o kadarda anlamlıydı:" Ölünce. Neden sormadan nedenlerini sıralamaya başladı :" Beni aldatanlara kızmadım, kendilerini aldattıklarının farkına varsınlar diye, bana yalan söyleyenlerin yüzüne yalanlarını vurmadım, gülümsemelerimle utandırdım. Hile ve hurdanın pirim yaptığı bir dünyada, çocuk kaldığım için mutluyum. Bazı İnsanlar yalan ve ihanetle büyümeye çalışsallarda, tıpkı hormonlu bir salatalık gibi, ben musalla taşında kefenim içinde ancak büyürüm mazlumların göz bebeklerinde"
Konuşmamızı uzaktan gelen iki silah sesi böldü. Belki kendime beklide, ona biraz cesaret vermek amacıyla; avcılardır, ya da nişan alıyor köylüler.
Gülümsedi;" avcıda olsa sıkılan her kurşun bir canlının yaşama veda etmesidir, nişan için atılan her mermi çocukların ekmeğinden kesilen bir lokmadır. Biz silahla büyüyeceğimize cesaretleneceğimize, bahçelerde papatya toplayan çocuklar olmayı tercih ederiz"
Sonra gecenin sessizliğini geride bırakarak yine karıştık insanlar arasına…
Arzu Kılıç DAĞBAKAN
İNSANLIĞIN İFLASI: ÇOCUKLARIMIZI KİMDEN KORUYACAĞIZ?
Şükrü DOLAŞ
NALBANT
Hüseyin Gökmen
Nerden geldi bu İRAN İSRAİL SAVAŞI
KOÇALİ AYMAZ
İl olmak hakkımız
Kemal Siyahhan
Köleliğin getirisi körelme...
Serhat ÇIKMAN
Siverek'te Kavim, Kavmiyetçilik
Abdurrahim PEKŞAHİN
YAZARIMIZ PEKŞAHİN'DEN YETKİLLERE ÇAĞIRI
Mustafa KARADAĞLI / Eğitimci-Yazar
Merdivenin son basamağı gibidir yaşlılık… Zirvedesinizdir ve kulaklarınıza çarpan bir sonbahar esintisidir…
Sinan DAĞBAKAN/Uzman Psikolog
BEN ÇOK ÇİRKİNİM
Hasan İZOL
HASAN İZOL’MU? HASAN SİVEREK’ Mİ?