Yazımın başlığı bir yazar ve bir roman olacaktı; fakat “Nalbant” ismi bana daha cazip geldi. Nalbantlık mesleğini günümüz Z kuşağı pek bilmiyor. Ben 7 yaşında demirci çıraklığına başlarken çarşının girişinde iki kardeş nalbantlık mesleğini icra ediyordu. Bazen nal vurulacak atlar elden kaçıyor ve çarşıda bir curcuna başlıyordu. O yaşlarda bu kaçışlar bana heyecan verirken, demirciler çarşısı esnafı hayvanların kaçışını korku ve endişeyle izliyordu.
Yazar Hıdır Çakmak, ilk romanı olan Nalbant’ı imzalayıp bana hediye ettiğinde kitap, beni bir anda demircilik çıraklığı yaptığım çocukluğuma götürdü. Başlarda kitabın, nalbantlık mesleğinin içinde geçen insan diyaloglarını anlatacağını sandım. Fakat birkaç sayfa okuduğumda yanıldığımı anladım.
Yazar Çakmak, kitabında kavuşulması zor bir aşkı; bölgesel aşiret ilişkilerinden ve “fodla kültürü”nden kaynaklanan engelleri; sevgi yoluna dizilen dikenleri ve imkânsızlıkları anlatırken sevginin kutsallığını ön plana çıkarıyor. Aynı kadından hoşlanan iki arkadaştan birinin bağrına taş basıp arkadaşının aşkına saygı duyması hatta onların kavuşması için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaması… Günümüzde tılsımını yitirmiş olan dostluk ve arkadaşlık duygusunu, yazar adeta bir kanaviçe işler gibi sözcüklerle sayfaya işliyor.
Bir duvar ustasının sevgisi ve aşkı anlatılırken sayfaların gizemi daha çok kendini gösteriyor. Günümüzde yaşanmayan, herkesin kutsal kabul ettiği ancak bir türlü hayatına uygulayamadığı sevgi; yazarın cümleleriyle, betimlemeleriyle yeniden kutsal bir hâle bürünüyor ve okura, bir zamanlar insanların böyle sevgiyle, dostlukla yaşadığını hatırlatıyor.
Nalbant romanı üzerine çok şey yazılabilir; fakat ben uzatmayacağım. Romanın gizemini, sevginin alın teri ve fedakârlıkla nasıl harmanlandığını okurlara bırakmak istiyorum.
Yazar Hıdır Çakmak, kalemiyle bize unutulan dostluk, fedakârlık ve en önemlisi kardeşlik kadar yakın olan arkadaşlık bağlarının kutsallığını hatırlatıyor.
Akıcı bir dil, sevgi, aşk, fedakârlık, arkadaşlık ve dostluğun kutsallığının fotoğrafını çekip bize cümleleriyle hatırlatan yazar arkadaşımız Hıdır Çakmak’a teşekkür ediyorum. Böyle güzel bir eseri edebiyatımıza kazandırdığı için.
Arzu Kılıç DAĞBAKAN
GÖRÜNMEZ BİR SAVAŞIN CEPHESİ: OKULLAR
Şükrü DOLAŞ
NALBANT
Hüseyin Gökmen
Nerden geldi bu İRAN İSRAİL SAVAŞI
KOÇALİ AYMAZ
İl olmak hakkımız
Kemal Siyahhan
Köleliğin getirisi körelme...
Serhat ÇIKMAN
Siverek'te Kavim, Kavmiyetçilik
Abdurrahim PEKŞAHİN
YAZARIMIZ PEKŞAHİN'DEN YETKİLLERE ÇAĞIRI
Mustafa KARADAĞLI / Eğitimci-Yazar
Merdivenin son basamağı gibidir yaşlılık… Zirvedesinizdir ve kulaklarınıza çarpan bir sonbahar esintisidir…
Sinan DAĞBAKAN/Uzman Psikolog
BEN ÇOK ÇİRKİNİM
Hasan İZOL
HASAN İZOL’MU? HASAN SİVEREK’ Mİ?